Hammaddeden Markaya

Time dergisine kapak olan olay şöyle gerçekleşiyor.. Japon ton balığı satın alıcıları Çanakkale boğazında avlanarak yakaladıkları ton balıklarını kalite kontrolü yaparak Japonya’ya tokyo balık pazarına gönderiyorlar. New York’taki balık tüccarı en kaliteli ton balığı diye bizim balıkları tokyo balık pazarından satın alıyor. Ve İstanbul’daki sushi restoranları bu kaliteli ton balığını New York’taki balık tüccarından satın alarak reklamını yapıyor. Çanakkale’den İstanbul’a 30 bin mil yolculuk.

Ton balığına benzer bir örneğimiz daha var; yoğurt. Yoğurdun ilk olarak Türklerin hâkimiyetinde bulunan Orta Asya’da yapılmaya başlandığı ve göçebe Türkler tarafından Ortadoğu, Balkanlar ve Avrupa’ya yayıldığı görüşü yaygın kabul görmekte.

Chobani bir yoğurt markası. Sıradan bir yoğurt markası da değil elbette. Dünyada 4 yıl gibi kısa bir sürede 1 milyar $ satışa ulaşan ilk startup Chobani. Markayı kısa sürede bu başarıya taşıyan ise bir Türk girişimci Hamdi Ulukaya. Chobani ile beraber Kuzey New York’un çehresi değişmiş, çiftçiler geri dönmeye başlamış. Fabrika açtığı her yerde benzer değişimler olmuş.

Bir örnek de muz ihracatından verelim. Muz ihracatında, üretim yapmadığı halde üretici ülkelerin önünde ilk 3’te yer alan ülkeler İsveç, Almanya ve Belçika.

Yazılım, Kodlama, Balık, Yoğurt, Helva, Muz, Çay…

Abi adamlar yapıyor ya da onlar yapar laflarını evde, iş yerinde, kafede, kahvehanelerde ve vb yerlerde duymayanımız yoktur. Bu onlar yapar lafını kendi çocuklarımızı kıyaslarken diğer çocuk için, kendi şirketlerimizi kıyaslarken rakip şirket için,  illerimizi kıyaslarken komşu il için, milletleri kıyaslarken diğer milletler için sıkça kullanıyoruz. Ben bu lafı bahsettiğim tüm kıyaslamalarda duydum. Peki sen, ben biz niye yapamıyoruz dediğimizde bizim çocuk, şirket, il ve millet yapamaz diyerek işin içinden çıkamıyoruz.

Yine hepimizin bildiği bir konu da yabancılar hammaddeyi bizden alıp içine bilgi tasarım, inovasyon vb. katarak bir kaç misli fiyatına tekrar bize satıyor olmaları. Bu birçok sektörü etkiliyor. Peki, adamlar nasıl oluyor da yapıyor da biz yapamıyoruz.

Bence her şeyden önce yapmak istiyorlar. Eğitim sistemlerinde gençlere bu vizyonu veriyorlar. Ekosistem alt yapısı bu yönde hazırlandı.  Bu altyapı bir günde hazırlanmadı. Zamanın ruhunu yakalamak için sürekli düzenlemeler yapmaya devam ediyorlar. Üniversite sanayi işbirliğini etkin kullanıyorlar. Bilgi üretme derdindeler, bilgiye ve bilgine saygı duyuyorlar.

Chobanı Türkiye’de olsa “Aynı başarıya ulaşabilir miydi?“ ya da “Ne kadar sürede ulaşırdı?” sorularına mevcut durumda olumlu cevap veremeyiz sanırım.

Şehirden köye geri dönüşü konuştuğumuz ülkemizde benzer etki yapan markalar var mı acaba?

Bu arada ülkemizin en büyük şirketlerinden birinin çoban adında bir yoğurt markasının olduğunu ve üretim yapmadığını söyleyelim. Çünkü yönetilemedi.

Markalaşmak  için teknoloji, dijital dünya, yazılım, kodlama, WhatsApp/THY kıyaslaması vb. yapmıyorum. Yeni dünyada kimse bu alanlara itiraz etmiyor.  Marka çıkarmak için elimizdeki hammaddeyi yeni dünya gerçekleri ile harmanlayarak markalaşabileceğimize dikkat çekmek istiyorum.
Bu yolculuğumuzun önemli aktörü Mahmut Tuncer’in meşhur şarkısında yağın, unun ve şekerin varsa helva yap dediği bakkal amca değil amcanın oğlu olacak.
Gençlerin yeni  dünyayı anlamalarını sağlamalı, yetiştirmeli ve sorumluluk vermeliyiz. Gençlerin %89’u yabancı dil bilmiyor, %95’inin pasaportu yok. Bu sayıyı hızla düşürmeliyiz. Yaşadığımız köyün değerleri ile köyün ardında farklı bir dünyanın olduğunu gençlere anlatarak, dünya vatandaşı vizyonu kazandırmalıyız. Markalaşmayı nasıl yapacaklarını kendi özgün modelleri ile bizlere göstermelerini sağlayacak ekosistemi kurabilmeliyiz.
Markalaşma için ülkemizde önce bilimin itibarını geri kazandırmamız gerekiyor.  Beraberinde bürokratik oligarşiyi ortadan kaldırırsak ekosistemin diğer aktörlerinin etkinliği için yapısal reformları çok hızlı hayata geçirebileceğimize inanıyorum.

Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, ülkemizde yazılan her 3 tezden birinde “intihal”, yani akademik hırsızlık yapıldığı tespit edilmiş. Yapılan çalışmalarda, ortaya yeni bir şey konamadığı ve çalışmaların sıklıkla birbirini tekrar eden araştırmalar olduğunu belirlenmiş.

Emin Çapa bir konuşmasında “Yeni dünya düzeninde kaynaklara sahip olmaktan daha önemlisinin, bilgiyi kontrol etmek olduğunu, aynı girişimcilikte olduğu gibi; finansmana erişim, lojistik ve pazarı kontrol edebilme kabiliyetinin, güce sahip olmada belirleyici olduğunu” söylüyor.

Katılmamak elde değil.

Bu dünya  bizim memleket…

Daha Fazla Göster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı