İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ticari Kredilere Sessiz Sınır

Giriş

Türkiye’de ticari kredilere doğrudan bir faiz tavanı öngörülmemekle birlikte, 2025 yılı itibarıyla uygulanan para politikası kararları ve makroihtiyati düzenlemeler, ticari kredi faizlerini fiilen sınırlandırıcı bir etki doğurmaktadır. Bu durum, hukuki anlamda açık bir faiz yasağı değil; düzenleyici otoritelerin yetkileri kapsamında kredi maliyetlerini dolaylı biçimde belirlemesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Hukuki Zemini

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bu alandaki yetkisi, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca fiyat istikrarını sağlama ve para politikasını belirleme görevine dayanmaktadır. Ayrıca 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında bankaların kredi faaliyetleri, BDDK’nin düzenleme ve denetim yetkisi altında yürütülmekte; kredi riskleri, fonlama maliyetleri ve sermaye yeterliliği yükümlülükleri kredi faizlerine doğrudan yansımaktadır.

Ekonomiye Yansıması

Ekonomik açıdan, yüksek ticari kredi faizleri işletmelerin finansmana erişimini zorlaştırmakta, özellikle yatırım ve işletme sermayesi kredilerinde talebi baskılamaktadır. Bu durum, özel sektör yatırımlarının azalması ve ekonomik büyümenin yavaşlaması sonucunu doğurabilmektedir. KOBİ’ler bakımından, kredi faizlerinin yüksekliği ve bankaların artan seçiciliği, rekabet gücü ve sürdürülebilirlik üzerinde daha belirgin olumsuz etkilere yol açmaktadır.

Buna karşılık, ticari kredi faizlerinin yüksek tutulması, enflasyonla mücadele ve finansal istikrarın korunması bakımından kısa vadede meşru ve hukuken temellendirilebilir bir politika aracı olarak değerlendirilmektedir. Nitekim makroihtiyati tedbirler, Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan çalışma ve sözleşme özgürlüğüne ölçülülük ilkesi çerçevesinde sınırlama getirebilen ekonomik düzenlemeler kapsamında kabul edilmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak; ticari kredilere yönelik faiz düzeyi ve dolaylı sınırlamalar, Türkiye ekonomisinde fiyat istikrarı ile ekonomik büyüme arasında denge kurma amacına hizmet eden bir politika aracı niteliğindedir. Ancak bu aracın uzun süreli ve katı biçimde uygulanması, reel sektör üzerinde orantısız bir yük oluşturabileceğinden, hukuki belirlilik ve ekonomik öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde kademeli ve dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir