İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

2026 Yılı Kademeli Normalleşme mi, Kırılgan Denge mi?

Küresel büyüme yavaşlıyor, enflasyon geriliyor; ama ticaret gerilimleri ve finansal riskler “gizli vergi” gibi çalışıyor. Türkiye için 2026’nın ana sınavı dezenflasyonun kredibilitesi ve büyümenin kompozisyonu.

2026’ya, “kriz kapıda” manşetleriyle değil; daha ince, daha sinsi bir soruyla giriyoruz: Dünya ekonomisi yavaşlayarak da olsa yoluna devam edebilir mi? OECD’ye göre küresel büyüme 2026’da %2,9 seviyesine gerileyecek; Birleşmiş Milletler ise %2,7 ile daha temkinli bir patika çiziyor. Bu oranlar bir resesyonu işaret etmiyor; fakat “yüksek refah yılları”na dönüldüğünü de söylemiyor.

Büyümenin hız kesmesinin bir nedeni artık daha açık: ticaretin siyasallaşması. Tarifeler, yaptırımlar, pazar erişimi tartışmaları… Hepsi şirket bilançolarına “maliyet” olarak yazılıyor. Küresel tedarik zinciri 2020’lerin ilk yarısında şoklara alıştı; fakat 2026’da risk, şokun kendisinden çok belirsizliğin kalıcılaşması olabilir.

Öte yandan, enflasyonda genel yön aşağı. Fakat bu iniş, dümdüz bir pist değil. ABD’de verilerin, Fed’in faiz indirim beklentilerini bozup bozmayacağı konuşuluyor; çekirdek enflasyonun inadı, piyasa fiyatlamasının kaderini belirleyebilir. Avrupa cephesinde ise enflasyon hedefe yaklaşsa da büyüme “kısıtlı iyimserlik” bandında kalıyor.

Piyasalar bu tabloyu şimdilik “olumlu” okuyor. Hatta 2026’ya girerken yatırımcı iyimserliğinin yükseldiğine dair yorumlar var; ancak bu iyimserlik aynı zamanda bir uyarıyı da beraberinde getiriyor: aşırı özgüven. Çünkü düşük olasılıklı ama yüksek etkili riskler enerji şoku, jeopolitik tırmanma, finansal piyasalarda ani güven kaybı 2026’nın gölgede bekleyen başlıkları.

Türkiye açısından 2026’nın ana cümlesi ise şu: dezenflasyonun sürdürülebilirliği. Merkez Bankası’nın 2026 yıl sonu için koyduğu %16 ara hedefi ve %13–%19 tahmin bandı, yalnızca bir tahmin değil; aynı zamanda bir güven sözleşmesi. Reuters’ın aktardığı politika çerçevesi, sıkılığı korurken büyümenin “keskin düşüş” yaşamamasını hedefleyen bir denge arayışını anlatıyor.

Büyüme tarafında kurumlar Türkiye için %3–4 bandında bir 2026 öngörüyor: OECD %3,4, Dünya Bankası %3,7, IMF ise ülke sayfasında %3,5 büyüme projeksiyonu veriyor. Fakat kritik soru, “kaç büyüdük” değil; “nasıl büyüdük.” İç talep toparlanması ithalatı artırırsa cari denge yeniden hassaslaşabilir; OECD bu riske işaret ediyor.

2026, şirketler için de “satış” kadar “finansman” yılı olacak. Nakit akışı, vade yönetimi, stok–kur–faiz üçgeni; bunların her biri kâr hanesine doğrudan etki edecek. Üstelik yapay zekâ yatırımları bir yandan verimlilik vaadi taşırken, diğer yandan değerleme balonu ve özel piyasa riskleri tartışmasını büyütüyor.

Sonuç: 2026 muhtemelen bir “büyük çöküş” yılı olmayacak. Ama bir “rahatlama” yılı da sayılmayacak. Kademeli normalleşme mümkün; ancak bunun bedeli disiplin, öngörülebilirlik ve güven. Dünyada ticaret gerilimi, içeride beklenti yönetimi ve finansman koşulları…

2026’nın manşeti belki tek bir kelime olacak: denge.

Dr. Mehmet Emin TATLI

İlk yorum yapan siz olun

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir