1. Giriş
Türkiye ekonomisinde son dönemde en çok tartışılan kavramlardan biri hiç kuşkusuz ‘konkordato’. Yüksek faiz ortamı, sıkı para politikası, zayıflayan iç talep ve artan finansman maliyetleri; birçok şirketi borçlarını yeniden yapılandırma arayışına itiyor. Bu noktada konkordato, yalnızca hukuki bir başvuru yolu değil aynı zamanda reel sektörün içinde bulunduğu ekonomik koşulları yansıtan önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor.
Bugün konkordato başvurularındaki artış; şirketlerin mali sorunlarından ziyade, ekonominin genel işleyişine dair daha geniş bir çerçeve sunuyor. Bu çerçeve; özellikle nakit akışı bozulan, krediye erişimi zorlaşan ve kısa vadeli borç yükü artan firmaların giderek daha fazla baskı altında olduğunu gösteriyor.
2. Konkordato Nedir?
Konkordato; borçlarını vadesinde ödemekte zorlanan bir borçlunun, alacaklılarıyla mahkeme denetimi altında yeni bir ödeme planı üzerinde anlaşmasına imkan tanıyan bir hukuki müessesedir. İflastan temel farkı, şirketin faaliyetlerine devam edebilmesini hedeflemesidir. Amaç; borçlunun tamamen tasfiye edilmesi yerine, ekonomik varlığını sürdürerek hem istihdamı hem de alacaklıların menfaatini mümkün olan en yüksek düzeyde korumaktır.
Ancak konkordato, sanıldığı gibi her durumda ‘kurtarıcı’ nitelikte değildir. Yanlış kurgulanan veya sadece zaman kazanma amacıyla kullanılan konkordato süreçleri, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirebilir. Bu nedenle konkordato; şirketler için bir ‘son şans’ olarak görülmeli ve rutin bir finansman aracı haline gelmemelidir.
3. Artan Başvurular Ne Anlatıyor?
Son yıllarda konkordato başvurularında gözlenen artış, ekonomik çevreler tarafından yakından izleniyor. Özellikle 2024 ve 2025 boyunca başvuruların belirgin biçimde yükselmesi, sıkılaşan finansal koşulların reel sektöre etkisini net şekilde ortaya koydu. Yılın ilk aylarından itibaren artan dosya sayıları, birçok şirketin mevcut borç yapısını sürdüremez hale geldiğine işaret ediyor.
Bu artışın arka planında birkaç temel neden öne çıkıyor:
- Kredi faizlerinin yüksek seyri
- Kısa vadeli borçlanmanın maliyetinin artması
- İç talepte yavaşlama
- Döviz cinsinden borçların kur riski
Tüm bu faktörler birleştiğinde, özellikle sermaye yapısı zayıf olan şirketler için konkordato neredeyse kaçınılmaz bir seçenek haline geliyor.
4. Sektörel Yoğunlaşma Tesadüf Değil
Konkordato başvurularının belirli sektörlerde yoğunlaşması da dikkat çekici. Özellikle; inşaat, tekstil, imalat sanayi ve enerji gibi sektörler yüksek işletme sermayesi ihtiyacı ve dalgalı nakit akışı nedeniyle bu süreçten daha fazla etkileniyor. Özellikle tedarik zincirinin merkezinde yer alan büyük firmaların konkordato ilan etmesi, küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Bu durum; konkordatonun sadece borçlu şirketi değil, zincirleme biçimde çok sayıda işletmeyi ve çalışanı etkileyen bir ekonomik olguya dönüştüğünü gösteriyor. Bir şirketin konkordato sürecine girmesi, alacaklısı olan KOBİ’ler için tahsilat (likit akışındaki sıkıntı) riskini artırırken, piyasa genelinde güven sorununu da beraberinde getiriyor.
5. Reel Ekonomi Açısından İki Yüzlü Bir Tablo
Konkordatonun reel ekonomi üzerindeki etkisi çift yönlüdür. Bir yandan iflasların önüne geçilmesi sayesinde istihdam korunabiliyor, üretim tamamen durmuyor ve ani ekonomik değişiklikler yumuşatılabiliyor. Bu yönüyle konkordato, kriz dönemlerinde önemli bir ‘dengeleyici’ işlev görüyor. Bir yandan da konkordato süreçlerinin yaygınlaşması, piyasada tahsilat sürelerinin uzamasına, ticari ilişkilerde temkinli davranılmasına ve kredi musluklarının daha da sıkılmasına yol açabiliyor. Bu da ekonomik yavaşlamayı besleyen kısır bir döngü yaratıyor.
6. Konkordato mu, Yapısal Sorunların Ertelenmesi mi?
Asıl tartışma noktası da tam burada başlıyor. Konkordato gerçekten şirketleri yeniden ayağa kaldıran bir mekanizma mı, yoksa yapısal sorunların ertelendiği geçici bir durak mı? Bu sorunun yanıtı, konkordato sürecinin nasıl işletildiğine bağlıdır. Gerçekçi bir ödeme planı, güçlü bir denetim mekanizması ve şeffaf bir süreç yürütülmediği takdirde konkordato; sadece zaman kazandıran bir araç haline geliyor. Bu durum hem alacaklılar hem de ekonomi genelinde ciddi güven kaybına yol açıyor.
7. Sonuç
Konkordato, günün Türkiye’sinde yalnızca borçlarını çeviremeyen şirketlerin başvurduğu bir hukuki yol değil; finansman koşullarının, piyasa güveninin ve ekonomik sürdürülebilirliğin geldiği noktayı gösteren güçlü bir göstergedir. Bu mekanizma, doğru uygulandığında istihdamı ve üretimi koruyan işlevsel bir araç olabilirken yaygınlaştığı ölçüde ekonomideki yapısal kırılganlıkların da altını çizmektedir. Bu nedenle konkordato verileri; yalnızca şirketler üzerinden değil, ekonomi politikalarının etkinliği ve reel sektörün dayanıklılığı çerçevesinde okunmalıdır. Aksi halde konkordato, geçici bir rahatlama sağlayan bir araç olmaktan çıkıp ekonomideki derin sorunların kalıcı bir yansımasına dönüşebilir.







İlk yorum yapan siz olun