İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İran Krizi, Altın ve Ülke Borçları

Dünya son yıllarda ilginç bir döneme girdi. Bir tarafta savaşlar, yaptırımlar ve jeopolitik krizler büyüyor; diğer tarafta ise altın tarihî rekorlar kırıyor. İlk bakışta bu iki gelişme birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında aynı büyük tablonun parçalarıdır.

Bugün İran etrafında şekillenen kriz yalnızca askerî bir mesele değildir. Aynı zamanda rezervlerin, borçların, para sistemlerinin ve küresel servetin yeniden dağıtıldığı ekonomik bir süreçtir.

İran son üç yılda dikkat çekici bir politika izledi. Yaptırımların ağırlaşması ve dolar sistemine erişimin zorlaşması nedeniyle rezervlerinin önemli bir bölümünü altına çevirmeye başladı. Altın ithalatını birkaç kat artırdı, merkez bankası rezervlerini güçlendirdi ve fizikî altını adeta finansal bir savunma hattına dönüştürdü. İran yönetimi aslında çok açık bir mesaj veriyordu:

Doları dondurabilirsiniz, bankaları sistem dışına çıkarabilirsiniz; fakat fizikî altına aynı şekilde müdahale edemezsiniz.” Bu nedenle İran’ın altın hamlesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir güvenlik stratejisidir.

Fakat burada daha büyük bir soru ortaya çıkıyor: Neden yalnızca İran değil, dünyanın birçok merkez bankası da aynı dönemde agresif biçimde altın toplamaya başladı?

Dünya Altın Konseyi verilerine göre son yıllarda merkez bankaları yılda 1.000 tonun üzerinde altın satın aldı. Bu rakam, önceki on yılların ortalamasının yaklaşık iki katıdır. Merkez bankalarının büyük bölümü, önümüzdeki yıllarda altın rezervlerini artırmayı planladıklarını açıklamaktadır.

Çünkü asıl mesele altının yükselmesi değildir. Asıl mesele, devlet borçlarının büyümesidir. Bu durum, beklentilerin değişmesiyle birlikte ülkelerin aldıkları pozisyonların değişimi olarak değerlendirilmelidir.

Bugün ABD’den Avrupa’ya, gelişmekte olan ülkelerden Asya ekonomilerine kadar birçok devlet, tarihinin en yüksek borç seviyeleriyle karşı karşıyadır. Savaşlar, enerji maliyetleri, sosyal harcamalar ve faiz yükleri bütçeleri zorlamaktadır. Avrupa Merkez Bankası dahi son raporlarında, jeopolitik krizler ile yükselen kamu borçlarının finansal sistem için ciddi risk oluşturduğunu vurgulamaktadır.

İşte tam bu noktada altın ile borç arasındaki ilişki görünür hâle gelmektedir. Devletlerin borçları büyüdükçe para basma eğilimleri artar. Para miktarı arttıkça para birimlerinin satın alma gücü zayıflar. Enflasyon yükselir. Yatırımcılar ve merkez bankaları ise bu süreçte güvenli liman arayışına yönelir. Böylece altın yükselmeye başlar.

Bu nedenle çoğu zaman altının yükselmesi, yalnızca altının değer kazanması değildir. Bazen paranın değer kaybetmesidir. Bazen de devlet tahvillerine olan güvenin azalmasıdır.

Son yıllarda altının dolar karşısında gösterdiği olağanüstü performansın arkasında yalnızca arz-talep dengesi değil; aynı zamanda büyüyen kamu borçları, rezerv savaşları ve finansal güvensizlik bulunmaktadır.

İran krizi ise bu süreci daha da hızlandırmaktadır. Enerji fiyatları yükseldiğinde enerji ithalatçısı ülkeler daha fazla döviz harcamak zorunda kalmaktadır. Bu durum cari açıkları büyütmekte, bütçe dengelerini bozmakta ve yeni borçlanmaları zorunlu hâle getirmektedir. Borç arttıkça faiz yükü büyümekte, faiz yükü büyüdükçe yeni borç ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

Böylece görünmeyen bir döngü oluşmaktadır: Krizler enflasyonu tetikliyor. Enflasyon, paraya erişimi zorlaştırdığı için faizleri yükseltiyor. Faizlerin yükselmesi borç döngüsünü artırıyor. Bu durum nihayetinde yeni borçlanmaları doğuruyor. Kriz enflasyonu, enflasyon faizi, faiz borcu, borç ise yeni borcu üretiyor. Bu döngünün sonunda servet el değiştirmektedir.

Borçlu devletler daha yüksek maliyetlerle borç öderken; emtia sahipleri, enerji şirketleri, büyük fonlar ve rezerv varlıkları elinde bulunduran kesimler güç kazanmaktadır.

İktisat tarihinde Cantillon Etkisi olarak bilinen mekanizma da tam olarak bunu anlatır. Yeni paraya ve finansal kaynaklara ilk ulaşan kesimler avantaj sağlarken, sisteme sonradan dâhil olan geniş toplum kesimleri yükselen fiyatların maliyetini üstlenir.

Bu nedenle savaşların gerçek sonucu yalnızca cephede ölçülmez. Bazen bir ülke askerî olarak ayakta kalır fakat ekonomik olarak zayıflar. Bazen bir ülke savaşmadan güç kazanır. Bazen de savaşın maliyeti halkların cebinden çıkarken, kazanç başka coğrafyalara transfer edilir.

Bugün İran krizine yalnızca füze ve diplomasi ekseninden bakmak eksik kalır. Çünkü aynı anda altın rezervleri büyüyor, devlet borçları artıyor, merkez bankaları pozisyon değiştiriyor ve küresel servet yeniden dağıtılıyor.

Dünya imparatorluğu; bilinen veya erişilebilen dünyanın çok büyük bir kısmını tek bir merkezî siyasî, askerî ve ekonomik otorite altında birleştiren devasa devlet yapılarına verilen isimdir. Çağımızın en büyük gerçeği şudur: Modern savaşlar artık yalnızca toprakların değil, rezervlerin ve servetin de el değiştirdiği süreçlerdir. Çoğu zaman bu transfer, savaş meydanlarından çok merkez bankalarının bilançolarında gerçekleşir.

Bu değerlendirme; İran’ın altın stratejisi, merkez bankalarının rezerv politikaları, yükselen kamu borçları ve Cantillon Etkisi üzerinden okunursa, günümüz krizlerinin yalnızca siyasî değil, aynı zamanda küresel bir servet transfer mekanizması olduğu gerçeğini daha net göstermektedir.

Dr. Mehmet Emin Tatlı

İndex Ekonomi Bağımsız Denetim A.Ş.

Yönetim Kurulu Bşk.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir