Markalaşmak İçin Önce İnsan

Dünyanın en değerli şirketleri,üniversiteleri ,yazarları ,bilim adamları,girişimcileri açıklanırken içimizde hep bir burukluk hissettiğimiz bir Türkiye gerçeği.

Yaşadığımız yer kürede ne kadar markanız varsa sesiniz de o derece gür çıkıyor. Marka olunca akan sular daha gür akıyor.

Dünyanın en değerli şirketleri,üniversiteleri listesinde kendi markalarımızı göremesek de Sayın Aziz Sancar sayesinde üstümüzdeki karabulutların dağılması adına güzel haberler aldık. Aziz Sancar’ı öğrenen nice gençlerimiz

,girişimcilerimiz,yöneticilerimiz ve markalarımız benzer başarıyı ülkemiz adına ortaya koymanın hayalini kurmuşlardır. Kurmalıyız da. Obama’nın ABD’de başkan seçilmesinin ardından siyahi çocukların okul başarısında artış olduğu gözlemlenmiş.Benzer bir etki.

Geçmişi birçok alanda küresel markalarla dolu bir milletiz. Dünyanın en çok gezilen turistik yeri kapalı çarşıdır. Bir millet geçmişinde büyükse geleceğinde de büyük olur demiş ibn-i Haldun..

“Kilis’te pekmezi olanın sineği Bağdat’tan gelir” derler. Tabi haberi olursa. Pekmezimizi marka yapmak gibi bir hayalimiz,derdimiz olmalı.

Markalaşmak için değerlerimiz olmalı ve bu değerleri çalışanlarımıza ve müşterilerimize (Hedef Kitlemize) hissettirmeliyiz. Hayalimizi markaya markamızı da dünyaya taşımamız ortaya koyacağımız değer ve hikayemizde saklı. Günümüzde insanlar seçenek karmaşası yaşıyor. Günde binlerce reklam mesajı saldırısı altındaki müşterilerimize neden yaptığımızı (değeri) doğru anlatmak zorundayız. Simon Sinek Der ki “İnsanlar yaptıklarınızı satın almıyor; yapma nedeniniz için satın alıyorlar”. Markalaşma bir yolculuk ve bu yolculukta zorluklarla mücadele etmemiz gerektiğini de bilirsiniz. Bu yolculukta motivasyon kaynağınız zorlukları nasıl aşacağımızla ilgili alacağımız karalarda saklı. Markalaşma yolculuğunda kişisel kapasitemiz belirleyici olacağından önemli bir alan. Cesaret ve yetenek ikilisi şart;yürek ve akıl gibi. Cesaret taklit edilebilir bir özellik değil. Yeteneğiniz ise evrensel. Ayakta kalabilenler istedikleri koşulları arayan ve bulamadıkları takdirde onları yaratanlardır demiş George Bernard. IBM’in kurucusuna başarı sırrını sormuşlar.Başarı sırrını üç başlıkta anlatmış.

İlk adımı attığımda ,şirket başarıya ulaştığında nasıl bir şekil alacağı kafamda net bir resim olarak vardı, Böyle bir şirketin nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda kafa yordum , Bu ikisini yapmadan istediğim hedeflere ulaşamayacağımı anladım demiş. Küreselleşen dünya rekabeti yerel pazarlara kadar taşıdı.Yerel de marka olsanız da küresel bir marka ile rekabet etmek zorunda kaldığımız bir dünya var artık. Şirketlerin güçlü bir kültürü ve değerleri varsa büyük zorlukları da aşmayı başarıyorlar. Coca-Cola Dünya Başkanı Muhtar Kent “Marka bir sözdür iyi marka iyi tutulmuş biz sözdür” der . Potansiyel müşterilerinizi müşteriye ,müşterilerinizi de sadık müşteriye dönüştürme yolculuğudur markalaşma.Markalaşabilmemiz için müşteri odaklı olmak, güven vermek,büyüme, karlılık,satış ve kalitede yukarı yönde maliyetlerde de aşağı yönde bir ilerleme sağlamalıyız. Büyük bir şirket olmak için, önce büyük şirket gibi çalışmak gerektiğini fark etmeliyiz. Kazandığımız paramızı inşaata ,yeni bir eve ya da arabaya değil yeni fikirlere daha iyi çalışanlara harcamamız markamız geleceği için elzem. Markalaşma yolculuğumuzda bir diğer önemli keşif insan/ekip.Türk şirketleri marka olmak istiyorsa öncelikle insanın değerini keşfetmesi gerekiyor. Markalarımızı küresel pazarlara taşıyacak en temel girdi iş gücü. Neden insan ? Gazneli Sultan Mahmut’un genç veziri Ayaz’ı kıskanan bir kısım yüksek rütbeli adamları, bir gün dayanamayıp:“Sultanım, bu adamın ne marifeti var ki, ona otuz kişinin maaşı kadar maaş veriyorsunuz? Derler. Sultan Mahmut birkaç gün sonra o beyleri de alarak bir ava çıkar. Yolda; bölgelerinden gelip geçen, bulundukları yerin biraz uzağında mola vermiş bir kervan görürler. Sultan, beylerden birine: “Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor?” Der. Bey atını sürüp gider, az sonra gelir: “Kervan Rey şehrinden geliyor Sultanım” Der. “Peki, nereye gidiyormuş?” Deyince, cevap veremez! Bunun üzerine hükümdar başka bir beyi gönderir: “Sor bakalım, kervan nereye gidiyormuş?” O da gider gelir: “Sultanım, Yemen’e gidiyormuş” “Peki, yükleri neymiş?” “O da cevap veremeyince, bu defa başka bir beyi gönderir: “Sen de git, kervanın yükünü bir öğren bakalım” o da atını sürüp kervanın yanına gidip gelir: “Kervanda her cins mal var, fakat çoğu Rey Kâseleri Hükümdarım” Der “Peki, Rey’den ne zaman yola çıkmış?” Deyince, o da susup kalır. Güngörmüş, tam bir adam sarrafı olan Sultan Mahmut, son olarak Ayaz’ı çağırır: “Ayaz, git bak bakalım, şu kervanın kaç adamı var?” Ayaz; sultanı selamlar ve cevap verir: “Efendim; kervan görünür görünmez, sizin soracağınızı tahmin ettiğim için gidip merak edilebilecek bilgileri öğrendim. Kervan Rey’den geliyor, Yemen’e gidiyor. Yükü ağırlıklı olarak Rey Kâselerinden oluşuyor. Kervanda; şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katır var. Şu kadar insan var, şu kadarı da silahlı” diyerek kervan hakkında gerekli bütün bilgileri sıralar. Hükümdar, beylerine döner ve: “Ayaz’a niçin otuz kişinin maaşı kadar maaş verdiğimi şimdi anladınız mı? Eski bir adamın dediği gibi “ Yanınızdakilere gemi yapmayı öğretmekle vakit kaybetmeyin, Uzak denizlerin aşkını aşılayın onlara, donanma kurarlar”.

Bugün bizden de küresel marka çıkar mı?. Dünyayı anlarsak ve markalaşmaya insandan başlarsak tabi. Ahmet Ali Efendi Dünyada siyahilerin köle olabildiği yıllarda Osmanlı’da dünyanın ilk siyahi pilotu olarak görev yaptı.

Daha Fazla Göster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı